Kaçış (düşüşten düşe)

Ah Düşüşsüz insan!

Benden övgü bekleme. Düşüşün tadını almayan insan! Senin, yücelerin serinliğinden, arılığından ne haberin vardır? Ruh gecesinin yedi katlı karanlığına batmamış yürek! Sana ışıklar ve aydınlıklar ne der?
Ey zindanda bir gece geçirmemiş dost, güneşe doğru çılgın koşuyu yapacak çocuk olabilir misin?
Ey yükseklerden büyük seslerle düşen su, bu yalçın kayalara bir şelâle borçlu olduğunu biliyor musun?
Sessiz ve dilsiz duran mezar taşı! Kitabendeki çizgiler, iniş ve çıkışı derinleştikçe seni tarihin içine yerleştirir, farkında mısın?
Cennette hiç bir sarsıntıya uğramadan yaşayacak olan insanoğlu mu, yoksa ayağı kayarak yeryüzüne düşen ve orda âbı hayatı ararcasına karanlıklar arasında geçen, dünya çilesini çektikten sonra Tanrı’ya özlem duyan insan mı? Seçilmiş olan hangisidir? Şanlı olan hangisidir?
Yurdunu hangi insan daha çok sevecektir: doğduğu yerden ölünceye kadar hiç ayrılmayan insan mı? Yoksa en genç çağında yurdundan ayrılarak savaşa gitmiş, esir düşmüş, bir daha dönme umudunu tam yitirmişken ansızın esen bir Hızır yeliyle kendisini yine ülkesinde bulan insan mı? Artık bu insan, yurdunun taşlarına ve topraklarına ne sevgiyle bakar; güneşin kendi ülkesinde suya düşüp bin parça oluşunu ne kalp titreyişiyle izler?

Düşen insandır, hayatın sesini işiten, iç sesini duyan. Hakikatlere kurban gibi başını uzatmış olan odur Tanrısal bıçağın parıltısını o görmüştür. Akmadan önceki kanın şırıltısını o işitmiştir. Artık hayatı boyunca o şırıltı kulaklarındadır. Hayat, o şırıltıyla taze ve yenidir her an.

Sezai Karakoç  (Yitik Cennet)


Ezelimize kaçış yazılmışsa, direnmek beyhude!
Düşe kalka uyacağız bu emre ebedimize kadar.
Bu kaçış bağımlılığı seni özgür kılacaktır zamandan ve mekândan.
Basit dünyevî kovalama, ele geçirme, fetih hesabı değildir bu.
Bu kaçışta perdelenen ama vaad edilen gizemlerin yurdu var.

Biliriz ki kaçtığımıza yakalanırız vakte erince.
Ya da yakalanmak için kaçarız arkamızda yakıcı soluk.
Yakalanırsak kaçtığımızı elden kaçırır mıyız, tüketir miyiz
endişesi de olmaz. Tüketilen kaçılmaya değer değildir,
yeter ki sen tükenme.

Yakalandıkça artan, baharlarla demlenen, hep daha ötelere uğurlayan,
burçlarının aksi sedası, nefsinin terbiyecisi,
dualarını çıkarsız, samimi kılan,
ilahî rızaya yaklaştırandır
hakiki ‘kaçılacak’. Yani ‘varılacak’ olan.

Kaçan düşüp yakalanmaktan korkmaz, kaçışın bitmesinden korkar.
Çünkü kaçış; uzakta yakını duymak, canlı tutmak,
her veçhesini anlamlandırmak, rüzgarlarda tohum olmaktır.
Her dem, yeniden başlamaktır, oyundan bıkmayan çocuk misali.
Sürekli hicrettir ulu vaatler yüklü…

Bir yolu olanın, yola adananın, yolcu olanın
geride kalanla işi olmaz, merhamet ve adaletten gayri…
Çağıran, emanetinin sahibi, kaderinin sırrı onu beklemektedir
bir bilinmez merhalede düşene kadar.
..
.

Ah Laçın! Can Laçın!
Sen ki şimdi namert eline düştün, bizim için ne kıymetliymişsin!
Can sene kurban Laçın


Bağçalari sari gül
Yarı gonça, yarı gül
Gec açıldın, tez soldun
Olmaydın barı gül
Ay laçın, can laçın,
Men sene kurban laçın